Ana Sayfa » Diyarbakır
Diyarbakır Diyarbakır Surları Diyarbakır İlçeleri Diyarbakır Cami Kilise ve Sinagogları Diyarbakır Çayönü Efsane Diyarbakır HaritasıDiyarbakır » Diyarbakır Çayönü Efsane
GÜNEYDOĞU
ANADOLU TARiH ÖNCESI ARAŞTIRMALARI KARMA PROJESi VE ÇAYÖNÜ KAZILARI
Güneydoğu Anadolu Tarihöncesi Araştırmaları Karma Projesi, Prof. Dr. Halet
Çambel ve Prof. Dr. Robert J. Braidwood tarafından İstanbul ve Chicago
Üniversiteleri ortak araştırma projesi olarak 1962 yılında, ilk üretimciliğe
geçiş aşamasının tüm doğal verilerini içeren ve arkeolojik açıdan hiç bilinmeyen
bölge olan Yukarı Dicle Havzası'nda tarımcı ilk köy topluluklarının ilk ortaya
çıkışına yönelik araştırmalar yapmak amacıyla kurulmuştur. Projenin en önemli
özelliği kurulduğu andan itibaren uluslar ve disiplinler arası çalışmayı ilke
edinmesidir. 1978-1988 yılları arasında Institüt der Baugeschichte'den (Karlsruhe
Üniversitesi) Prof. Dr. Wulf Schirmer, 1990 yılından itibaren de Roma
Üniversitesi "La Sapienza"dan Dr. Isabella Caneva başta olmak üzere 17 yerli ve
yabancı bilimsel kurumun katıldığı proje kapsamında dört yüzey araştırması,
Çayönü kazılarının yanı sıra Biris Mezarlığı, Söğüt Tarlası, Girikihaciyan ve
Yayvantepe kazıları gerçekleştirilmiştir (Resim 11).
Bu proje kapsamındaki çayönü kazıları, yoğun toplayıcılıktan besin
üreticiliğine, nerede, nasıl ve ne şekilde geçildi sorularına ve bu geçişin
insanın yaşamı üzerindeki etkilerine yanıt bulmak amacıyla, 1964 yılından beri,
bölgenin durumundan ötürü zorunlu ara verilen 1992 yılına kadar 17 mevsim
boyunca sürdürülmüştür. 1990-91 yıllarında çayönü Tepesi'nin bir kısmı
onarılarak görsel hale getirilmiştir.
ÇAYÖNÜ YERLEŞİM YERİNİN ANA ÖZELLİKLERİ VE KÜLTÜR TARİHİ İÇİNDEKİ YERİ
Çayönü, Çanak Çömleksiz Neolitik çağdan Demir çağa kadar kesintisiz
iskanın görüldüğü bir kazı yeridir. Her ne kadar değişik dönemlerde
yerleşmelerin boyutları ve kullanım biçimleri farklı olmakla birlikte bu kadar
uzun süreli bir yerleşime sahne olması Çayönü'nün değişik dönemlerin ekonomik
gereksinmelerine cevap verecek değişik özelliklere sahip coğrafi bölgelerin
kesişme noktasındaki konumundan kaynaklanmaktadır. Bu konumu Çayönü' ne değişik
dönemlerde farklı bölgelerle ilişki kurma olanağını da sağlamıştır. En yoğun
iskanı Çanak Çömleksiz Neolitik ve Çanak Çömlekli Neolitik'te görmüş. Kalkolitik
dönemde ufak bir yerleşme, İlk Tunç Çağ'da ise yerleşme Hilar Kayalıkları'na
kaymış. Tepenin kuzeyi mezarlık olarak kullanılırken güneydeki dere yamacı bakır
işleme atölyeleri alanına dönüştürülmüş. Demirçağ da ise ufak bir yerleşme ve
her tarafta açılmış çukurlar var.
Çayönü, Yakındoğu'da kazılmış en geniş yerleşme olmasının yanısıra, gerek
mimarisi gerekse değişik nitelikteki zengin buluntuları ile bütün kültür
basamaklarının izlenebildiği Çanak Çömleksiz Neolitik dönem içinde ilişki kurmuş
olduğu, etkilendiği ve etkilediği bölgeleri en iyi yansıtan yerleşme olması
açısından anahtar yerleşme özelliğini taşımaktadır.
Çayönü'nün Çanak Çömleksiz Neolitik dönemi birbirinden farklı yapı özellikleri
gösteren evrelere göre tabakalanmaktadır. En eskiden yeniye doğru Yuvarlak
Planlı Kulübeler, Izgara Planlı Yapılar, Kanallı Yapılar, Taş Döşemeli Yapılar,
Hücre Planlı Yapılar ve Geniş Adalı Yapılar. Bu yapı tipleri her ne kadar
birbirinden farklıymış gibi gözüküyorsa da en eski yerleşmeden itibaren Çayönü
halkının gayet başarıyla uyguladığı bir gelişim çizgisini izleyebilmekteyiz. Bu
gelişim çizgisi yerleşmenin değişen doğal koşullarına ve zaman içinde kazanılmış
deneyim ve bilgi birikimine bağlı olarak kamış/saz, taş, tahta ve toprak gibi
çevrede bol bulunan çeşitli malzemenin değişik şekillerde kullanımını deneyerek
tutturulmuş bir çizgidir. Yerleşmenin değişik özelliklerine ve bu özelliklerin
bileşkesine dayanarak Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem dört ana bölüme
ayrılabilmektedir. Bu bölümlerde Çayönü yerleşmesinin gelişimi, değişimi,
arayışları, inançları, günlük uğraşıları, ticaret ilişkileri ve yozlaşması
izlenebilmektedir. Çayönü uzun süre Kuzey Zagros Bölgesi özellikleri taşırken
daha sonra Yukarı Fırat kültürleri ile ilişki kurmuş olduğu görülmekte. Zamanla
daha güneydeki Orta Fırat Bölgesi ile ilişki alanını geliştirmiş. Bu dönemin
sonlarında yerleşmenin daha kendine özgü bir gelişim ya da yozlaşma dönemi
geçirdiği izlenmektedir. Belki de halkın bir kısmı sürülerini alıp yazın yaylaya
çıkmakta, kışın ovaya dönmekte...
ÇAYÖNÜ
HALKININ YAŞADIĞI DOĞAL ÇEVRE
Güneydoğu Anadolu "Verimli Hilal" olarak adlandırılan bölgenin birbirinden
çöller ile ayrılmış iki uzak ucunun birleştiği ve kuzeye doğru en çok sokulduğu
ve en büyük genişliğe eriştiği orta kesimini oluşturmaktadır. Bu bölgeyi, Doğu
Anadolu platosundan doğup Basra Körfezi'ne dökülen iki büyük nehir Fırat ve
Dicle ve onu besleyen, bazıları mevsimlik, akarsular yarmaktadır. Bölgenin
kuzey-kuzeybatısında dağ eşiğinde yer alan ve yüzölçümü yaklaşık 15 hektar olan
Ergani Ovası birbirinden farklı üç kuşak ile çevrilidir: Kuzeyde, Güneydoğu
Toroslar, Torosların eteği boyunca uzanan fay çöküntüsü üzerine yerleşmiş yerel
koşullara bağlı olarak ayrı oluşumlar gösteren dağ ovası dizisi, güneyde de
Güneydoğu Anadolu platosu
Çayönü, ikinci kuşağın ortasında, üç kuşağın birbirine geçiş alanının çok dar
olduğu yerde, kuzeyden gelen Dicle'nin bir yan kolu olan Boğazçay'ın kuzey
kıyısında kurulmuştur. Bu konum Çayönü halkına bir günlük yürüme mesafesinde
değişik bölgelere gidip gelme ve çeşitli doğal kaynaklardan yararlanma olanağı
tanımıştır. Çayönü Tepesi bugünkü yerleşim alanlarına göre, Ergani ilçesi'nin 7
km. kadar güneybatısında Hilar kayalıklarının üzerinde kurulu Hilar (Sesverenpınar)
Köyü'nün kuzeyinde, K-G 160 m., DB 350 m. boyutlarında bir höyüktür. Deniz
seviyesinden yüksekliği 832 m., kültür dolgusunun kalınlığı güney yarıda 4,5 m.
olmasına karşın kuzey yarısında 6,5- 7 metreyi bulmaktadır. Çevresinde tarlalar
uzanmaktadır.
Bu doğal çevre farklı bitki ve hayvan topluluklarına yaşam alanı tanımıştır.
Bugün bitki örtüsü açısından oldukça çıplak olan ova ve çevresinin
görünümü10.000-7.500 yılları arasında günümüzden çok farklıydı. Neolitik dönem
insanları yerleşmek için ovanın bazalt-genç alüvyon dolgu sınırını ve/veya dağ
eşik bölgesini tercih etmişler. Bugün yazın en sıcak aylarında bile sürekli akan
bir deresi ve bir dizi gözeleri bulunan ovanın o zamanlar çok daha sulak, geniş
tatlısu havzaları ile kaplı olduğu, saz, kamış, keten gibi sulak ortam
bitkilerinin, kunduz, susamuru gibi derin sulak alana gereksinim duyan
hayvanların, çok sayıdaki tatlısu kabuklarının varlığı açıkça göstermektedir.
Domuz gibi daha ormanlık ve yumuşak topraklı ve sazlıklarla kaplı nemli bir
ortamı yeğleyen, geyik gibi çok sık ağaçlıklı olmayan nehir boyundaki orman
ortamında yaşıyan hayvanların varlığı, meşe (Quercus) gibi oldukça geniş bir
dağılım alanı gösteren ağaçların, karakafesotu (Anchusa), sabunotu (Vaccaria) ve
madımak (Polygonum) gibi sulak nemli daha serin iklimi yeğleyen bitkilerin
yanısıra menengiç/sakız (Pistacio), sorguçotu (Stipa), süpürgeotu (Bromus) gibi
daha kurak bozkır bitkilerinin varlığı ve özellikle sul ak ortamı seven hayvan
ve bitkilerin daha çok eski evrelerde bulunması, çevrede doğalolarak yetişen
mercimek ve fığ gibi baklagillerin, emmer ve einkorn gibi daha çok otsu
görünümlü tahılların yavaş yavaş başlayan tarımının artması sonucu çevrenin
değiştiğini (tarla açmak için genç ağaçların kesimi, çalılıklardan arındırma
gibi) belki de zaman içinde gölün dolarak küçülmüş olabileceğini de gözönüne
alırsak, iklimsel ve ekolojik açıdan değişiklik olmamakla birlikte özellikle
insanın doğal çevresini değiştirmesinin getirdiği sonuçlar yerleşmede kazılar
sırasında hissedilmektedir. Bugün tepenin güneyinden akan Boğazçay, yatağını
ancak 3. binlerde açmıştır. Açık ağaçlıklı alanlarda yaşayan yabani sığır;
genellikle derin vadilerle yarılmış yüksek dağlık araziyi tercih eden küçük
topluluklar halinde yaşayan yabani keçi; yazın daha çalılık-otluk dağ
yamaçlarını yeğlerken kışın dağ etekleri ve vadileri yaşam alanı olarak seçen
büyük sürüler halinde dolaşan yabani koyun; dağlık arazi yerine vadilerde de
barınabilen ama genellikle ovaya da alçak tepeleri tercih eden ceylan ve yabani
at; büyük ölçüde yabani yemişler ile beslenen alt örtüsü zengin sık ormanların
hayvanı olan ayı yukarıda sözünü ettiğimiz değişik ortamları çok iyi
yansıtmaktadır. Bütün ortamlara uyum sağlayan tilki, kaplumbağa gibi hayvanları
ile çevre insanlara sonsuz (!) besin kaynağı sunmaktadır.
ÇAYÖNÜ'NÜN BİNLERCE YILLIK ÖYKÜSÜNDEN BİR KESİT
Çayönü'nün yerleşim öyküsü şöyle başlar...
Avcı-toplayıcı bir topluluk, güneydoğu Torosların güney eteklerinde Suriye
içlerine kadar uzanan geniş düzlükler ile, Doğu Anadolu yüksek platosunun
kesiştiği dağ arası ovasında Pleistosen'e ait, artık dolma aşamasına gelmiş bir
gölün artığı zengin alüvyal topraklara gelip yerleşir. İlk köylerini kurdukları
alan, bir kalker kayalığının sınırladığı, dağdan gelen sürekli bir akarsuyun
beslediği çevresi sazlıklar ile kaplı küçük bir gölün kenarıdır. Saz ve kamış
demetlerinin birbirine bağlanması ile oluşturulan yuvarlak çukur tabanlı
barınaklarını ortalama 4-5 m. çapında açık alanlar bırakarak birbirine yakın
olarak yerleştirirler. Zamanla, kulübelerin yapımında, birbirine sepet örer gibi
bağladıkları orta kalınlıkta ağaç dallarını ya da genç ağaçları kullanarak
üzerlerini de toprak ile sıvamaya başladıklarını görmekteyiz. Aynı zamanda
kulübeler söbe biçimli bir görünüş kazanarak iç hacimleri büyümüştür. Kulübe
duvarlarının alt kesiminde belli bir yüksekliğe kadar taş kullanımı ve tabanının
sıvanması son yuvarlak planlı kulübelerin özelliğidir. Bu dönemden sonra artık
taş temel ya da subasman Çayönü yapılarının vazgeçilmez bir öğesidir.
Yuvarlak kulübelerin hemen üzerinde Izgara Planlı Yapılar olarak
adlandırdığımız, uzun dikdörtgen, ızgara şeklindeki taban altı düzlemli, üst
yapı örtüsünde dal-örgü geleneğinin korunduğu söbe yapılar karşımıza
çıkmaktadır. Köy sakinlerinin çukur barınaklardan toprak seviyesine hatta "biraz
daha yükseğe çıkma" gereksiniminin, su taşkınlarından ya da uzun yağışlı
mevsimlerin neden olduğu rutubetten kaynaklanmış olabileceği öngörülmektedir.
Nite kim yerleşmede bu dönemde büyük bir sel baskının olduğu kazılar sırasında
belirlenmiştir.
Bu yapıların taban düzlemlerini yükseltici taş "ızgaraları" orta boy toplama
taşların yan yana ve üst üste iki veya üç sıra şeklinde dizilmesi ile
oluşturulan düzlemlerin aralıklarla birbirine koşut yerleştirilmesidir. Izgara
sisteminin yapının her yenilenişinde daha geliştirilmiş olduğu izlenmektedir.
Geniş aralıklı iki ucu açık ızgaralardan, meander görünüşlü tek tarafı
kapatılmış ızgaralara, daha sonra da aralıkların sıklaşıp ızgara ağızlarının
kapatıldığı, ızgara aralıklarının da yer yer yassı kapak taşları ile örtüldüğü
bir gelişim... Bu tabanın gelişimi, Kanallı Yapılar olarak adlandırdığımız
evrede, gelişiminin zirvesine ulaşıp yapının taş ve kerpiçten yapılmış
duvarlarını taşıyan ustaca ve özenle örülmüş, birbirinden dar kanallar ile
ayrılan taş bir platform haline dönüşmüştür. Izgara planlı yapıların ızgaraları
üzeri kamış ve ince dallarla örtülerek üzerinde oturup iş yapılabilir bir düzlem
oluşturulmuştur. Belki de daha ileriki yapılarda karşılaştığımız çok güzel
örülmüş hasırların ilk ilmekleri bu dönemde atıldı. Bu kalın örtünün üzerine
toprak bir taban yapılmaktadır. Bu tabanın eski örnekleri hiç elimize geçmedi,
olup olmadığını da şimdilik bilmiyoruz, ancak son yapılarda tabanın, birbirinden
küçük taş dizileri ile ayrılan parçalı bir görünüşü olduğu elimize geçen bir
örnekte mevcut. Çok esnek olan alt düzlemin üzerine yapılan yekpare tabanın
kullanımı sırasında çabuk çatlayıp kırılması, olasılıkla Çayönü halkını bu tür
bir çözüme zorlamıştır.
Izgara Planlı Yapılar aynı zamanda daha geniş, bölmeli ve kapalı bir mekanda
yaşama gereksiniminin sonucu da ortaya çıkmış olabilirler. Yakındoğu ve
Anadolu'da eşzamanlı başka yerleşmelerde Yuvarlak Planlı Kulübelerde iç
bölmelerle karşılaşılmakla birlikte Çayönü'nde buna gereksinim duyulmamış.
Yuvarlak Planlı Kulübelerin avlularının günlük işlerde yoğun kullanımına karşın
bu evrede çakmaktaşı işlemek dahil birçok işlerin kapalı mekanlara çekilmiş
olduğu ve yapının içinde işlerin mekanlara -modern ev planlamasında olduğu kadar
"katı" bir ayırım olmamakla birlikte- bölünmüş olduğu dikkati çekmektedir.
Yapıların ızgaralar üzerindeki kuzey mekanı Çayönü sakinlerinin günlük yaşamının
geçtiği bir mekan olmasının yanısıra deri işçiliğinden, dikiş dikmeye, değişik
malzemeden süs eşyalarının yapıldığı bir atölye işlevini de görmekte. Bir
anlamda bu mekan bir sonraki Kanallı Yapılar Evresi'nin "uzmanlaşmış
atölyeleri"nin öncüsü olma niteliğini taşımaktadır.
Orta mekan ise daha aşağı düzlemde, tabanı defalarca sıvanmış, güneydoğu
köşesine yerleştirilmiş tabanı taş döşeli ocak ise en önemli öğelerinden biri.
Bu mekan yabani buğday, mercimekgiller gibi bitkilerin öğütüldüğü, ezildiği,
etlerin dövüldüğü havan elleri, öğütme taşları gibi aletlerin bulunduğu, kısaca
yiyeceklerin hazırlandığı "mutfak". Yapının en güneyinde ise ortada dışa açılan
kapı ve her iki yanında değişik büyüklükte küçük bölmeler mevcut. Bu bölmeler
olasılıkla kiler, depo gibi kullanılmış. Yapının dışa açılan kapısı da bu
bölmelerin ortasındaki açıklıktan. Kapının dış iki yanında da iki tane
payandamsı kısa duvarlar bulunmakta, bu duvarcıkların hemen kapının önünde küçük
bir sundurmanın taşıyıcılarının altı da olabilir.
Dış orta avluların kullanımı süregelmekle birlikte, olasılıkla bu kullanım su
taşkınından sonra azalmış ve sık aralıklarla yerleştirilmiş, yüzleri güney
doğuya dönük yapıların aralarında kalan dış alanlar sadece işe yaramayan hayvan
kemiklerinin, kırık aletlerin atıldığı ve küllerin döküldüğü "çöplükler" haline
dönüşmüş.
Kanallı Yapılar Evresi'nin sakinleri artık taş platform üzerinde yükselen gerçek
taş duvarların taşıdığı kerpiç duvarlı yapılarda oturmaktadırlar. Yapıların
çatıları büyük bir olasılıkla sivri ve üzeri "geleneksel" bir biçimde dal, çalı
çırpı, saz gibi malzeme ile örtülmüş, yapıların içinde ise birbirine kapı
açıklıkları ile bağlanan taş duvarlı bölmeler var. Ancak henüz kerpici
biçimlendirmeyi bilmiyorlar, topanlar halinde taş duvarın üzerine diz ip
sıkıştırmışlar ve dışarıdan taş kesim de dahil olmak üzere sıvamışlar. Evin
tabanları da toprak ile sıvanmış. Evin çevresini dolanan taş kaldırım bu dönemin
başka bir yeniliği. Bu dönemde köyün yerleşme düzeni de değişmiş, batı bölümü
doğu-batı yönünde aralarda geniş açık alanlar bırakarak yapılmış yapıları ile
konut + atölye alanı olarak ayrılmış, doğusu ise köyün ortak "özel alanı"
kimliğine bürünmüş.
Köyün batı kesimindeki açık alanlarda yapıların çevresinde kulübeler şeklinde
her biri değişik alanda uzmanlaşmış küçük atölyeler yer almakta. Izgara planlı
yapıların "ev içi" üretimi artık daha "profesyonel" atölyelere dönüşmüş. Bu
atölyelerin kimisinde boneuk, kimisinde çeşitli bezerne öğeleri, kimisinde kemik
aletler, kimisinde de boneukları delmek için deliciler üretilmekte. Derinin
işlenme aşamaları, aynı zamanda ev olarak kullanılan yapıda gerçekleşirken,
olasılıkla giysi haline dönüştürülüp bezenmesi de bu atölyelerde gerçekleşmiş.
Takı ve bezerne atölyelerinin vazgeçilmez alet takımı içinde değişik boyda kemik
bızlar, iğneler, spatulalar, sırım germeye yaradığını düşündüğümüz delikli
aletler; çakmaktaşı ve doğalcam kazıyıcılar ve deliciler; farklı taşlardan
bızlar, deliciler, minik keskiler, "tornavidalar", birkaç tane değişik boyda taş
"top" ve bazen oluklu taş bulunmakta. Toplanmış değişik renkte taşlar, malakit
topanları, tekrar dönüştürülmek üzere saklanan kırık boneuklar, bilezikler, taş
alet parçaları vs. olasılıkla bir köşede istiftenmiş. Bazı atölyelerde,
olasılıkla, bir köşede kuru kafalar bulunmakta.
Köyün doğu kesimi ise çok sayıda değişik büyüklüklerde "ateş çukuru"nun yer
aldığı geniş açık bir alan. Alanın güney tarafında büyük değişik işlevli yapılar
yer almakta: Tabanı geniş yassı taşlarla kaplı Saltaşı Döşemeli Yapı ve daha
doğusunda söbe planlı Kafataslı Yapı. Her iki yapıyı da toprağın içine
oturtmuşlar, kuzey duvarlarını kalın örmüşler ve payandalarla desteklemişler.
Yapıların ortasına payandaların karşısına gelecek şekilde aynı hizada birer
dikilitaş dikmişler. Saltaşı Döşemeli Yapı 'da farklı doğrultuda bir üçüncü
dikilitaşı hemen doğu duvarının önüne yerleştirmişler. Yapıların üzerini ne
şekilde örttüklerini bilmiyoruz ancak dal, kamış gibi malzemelerin kullanılmış
olması büyük bir olasılık.
Konut yapıları uzun süredir yer düzleminden daha yüksek seviyede yapılırken,
"özel yapılar’da çukur barınak geleneğinin sürdürülmüş olması ilginç bir durum
olarak karşımıza çıkmakta. Bu durum olasılıkla Çanak Çömleksiz Neolitik B
döneminin başlarında birçok yerleşmede "özel yapıların benzer ortak özellikler
taşıması" geleneğinden kaynaklanmaktadır. Bu özellikleri, yerleşmenin biraz
dışındaki konumları, söbe ya da köşeleri yuvarlak dönüşlü dörtgen plan, bazen
payandalar ile desteklenmiş kalın taş duvarlar, yarı çukur taban düzlemi,
tabanlara gösterilen özel önem, tabanların içine dikilmiş anıtsal işlenmiş ya da
işlenmemiş dikili taşlar ve sığ tekneler olarak sıralayabiliriz. Yapıların
gömülüp aynı yerde biraz yön kayması ile yenisinin yapılması da bu geleneğin bir
parçası olarak karşımıza çıkmakta.
Kanallı Yapı geleneğinin ne kadar sürdüğünü bilmiyoruz. Bu yapıların üstüne
yapılan yapılarda tabanın yaşam düzleminden yükseltilmemiş olmasını Çayönü
halkının artık nem probleminin kalmadığının göstergesi olarak kabul edebiliriz.
Yapıların önce taştan dış duvarlarını örmüşler, sonra kapı açıklıkları bırakarak
iç duvarlarını örerek üç oda oluşturmuşlar, sonra da tabanına taş döşemişler.
Duvarların iç yüzeylerine yerleştirdikleri kısa payandalar duvarlara destek
olmaktan çok damı desteklemek amacıyla yapılmış. Yapıları çevreleyen kaldırımlar
kullanılmaya devam ediyor. Taş Döşemeli Yapılar'da oturanlar yapılarının yönünü
de değiştirmişler, dolayısıyla köyün genel görünüşünde de değişiklik söz konusu.
Yapılar kuzeydoğu-güneybatı yönünde geniş açık bir alanın çevresine yapılmış.
Köyün batısındaki geniş açık alanlar işlevleri değişmemekle birlikte yavaş yavaş
küçülmeye başlıyor, bu küçülme Hücre Planlı Yapıların "yapılar arası
avlularının" öncüsü gibi. "Yapıların gömülmesi geleneği" yerleşmenin doğu
kesiminde kolaylıkla geniş, taşlarla kaplı bir alan elde edilmesine olanak
vermiş, alanın düzeltilmesi sonucu da ilk Çakıllı Meydan ortaya çıkmıştır. Bu
Çakıllı Meydan, Hücre Planlı Yapıların Toprak Meydanı' nın, "özel açık alan"
geleneğinin bir öncüsü. Aynı zamanda yerleşmenin kendi içinde işlevsel alanlara
bölümlenmesini daha da belirginleştiriyor. Çakıllı Meydan'ın kuzeyinde konutlar
yer alırken, güneyi özel yapılarla sınırlı, güneydoğu köşesinde dörtgen planlı
Kafataslı Yapı ve ona ek olarak yapılmış tek odalı bir mekan, güneybatı
köşesinde ise tabanı küçük çakıl taşları ile kaplı üç tarafı duvara bitişik
sekilerin yerleştirilmiş olduğu Çayönü halkının "toplantı odası" Sekili Yapı.
Taş Döşemeli Yapı planı üç kez uygulanmış, daha sonraki Hücre Planlı Yapıların
sahipleri köylerinin düzenini zorunlu olarak tekrar değiştirmişler. Bu
değişikliğin nedeni köyü n kuzeyindeki akarsuyun yatağının değişmesi ve
genişleyerek yerleşmeyi tehdit etmesidir. Özellikle taşkınların etkisinin
hissedildiği doğu kesimde teras duvarlarının evlerin bir kısmının sular altında
kalmasına engel olamaması üzerine yapıların kuzey duvarları takviye edilmiş. Bu
sorunun Çanak Çömlekli evre de de süregelmesi köy sakinlerini dereye doğru büyük
bir set duvarı yapmak zorunda bırakmış.
Bu teraslama işlemi köyün batı kesiminde daha alçak tutulmuş. Birbirine koşut
batı kuzeybatı-doğu güneydoğu yönünde yer yer 1-1,5 m.'yi bulan taş duvarlarla
desteklenen terasların hemen arkasına aralarda avlular bırakarak evlerini inşa
etmişler. Avlular mezbaha alanı gibi, sığır, geyik ve keçi kemiğinin çokluğu,
buna karşın daha önceki dönemlerde çok bulunan domuzun hiç bulunmaması Çayönü
halkının beslenmesindeki değişikliği de yansıtmakta. Atölyeler bu alandan daha
batıya hemen hemen iskan dışına taşınmış.
Bu zamana kadar tek katlı evleri olan köyün artık iki katlı yapıları var. Hücre
Planlı Yapılar'ın bodrum katı iç yaşam düzleminin dış alandan yükseltme
geleneğinin oldukça gelişmiş aşaması, ancak bazı gereksinimler yapıların bu
şekilde inşa edilmesine yol açmış da olabilir: Daha fazla mekana gereksinim
olduğu bir sırada yerleşmenin daha sınırlı bir alanda toplanmaya mecbur kalması
gibi... Altı tane birbirine geçişli hücre ve iki tane bağımsız ön odadan oluşan
bodrum katı üstteki yaşam alanının dışında "aynı toprak parçasında" depolama,
mezarlık gibi ek kullanım alanları sağlamakta. Kalın bir taban ile bodrumdan
ayrılan üst katlar tamamen kerpiç, kerpiçler artık uzun dörtgen bloklar
şeklinde, ara bölmelerin olup olmadığını bilemiyoruz, bazı yapılarda yerlere
hasırlar serilmiş, hasırları ara bölmeler olarak kullanmış da olabilirler. Üst
katlara, dıştan yapıların çevresini dolanan kaldırımın kuzeydoğu ucundaki taş
merdivenlerle ulaşılmakta (Resim 4). Damlar artık kenarları korkuluklu düz
toprak dam, bu alanlar da Çayönü halkına aynı yapı içinde geniş bir kullanım
alanı sağlamakta (Resim 5). Evlerin içindeki taşınabilir eşyaların sayıca
çokluğu ve çeşitliliği de açık alanların azalması sonucu bir kez daha, "işler’in
evlere kaymış olduğunu göstermekte. Kullanım alanından günlük işlerde azami
yararlanma yöntemleri çayönü halkının yerleşmenin doğusunda Toprak Meydan
(Plaza) için oldukça geniş bir alan ayırmasını engellememiş (Resim 6). Belirli
aralıklarla bir düzen içinde sıralanmış, ortalama 2 m. yüksekliğindeki
dikilitaşları ve güneydoğu köşeye doğru yerleştirilmiş yan yana iki tane iri
"yivli taş" ile 60x2O metrelik bir alan kaplayan Toprak Meydan, bir anlamda,
dört duvar ile çevrili "özel kapalı mekanların" daha geniş ölçekli "üstü açık
mekana" aktarılmasıdır. Meydan'ın tabanı özenle yer yer yanık kerpiç malzeme,
yer yer de yerinde yakılmak suretiyle elde edilen kırmızı toprak ile kaplanmış.
Birçok kez yenilenen taban her seferinde özenle temizlenmiş. İkinci yenileme
işleminin yapılması sırasında dikilitaşlar kırılarak yatırılmış ve "gömülmüş"
(Resim 7). Bütün bu "özel eşyalar" ve işlemler çayönü halkı için bu Meydan'ın
"çok özel önemi" olduğuna işaret etmekte. Meydan'ın kuzeyin de özenli yapılmış
köyün daha ayrıcalıklı kişilerinin oturduğu konutlar, kuzeydoğusunda da Terraza
Yapısı yer almakta.
Terraza Yapısı Çayönü halkının mimaride ulaştığı ustalığı yansıtır: Dıştan dışa
12x9,25 m. boyutlarındaki yapının kalın taş duvarlarına karşılıklı ikişer tane
taşıyıcı olmaktan çok, "özel anlamı" olduğunu düşündüren küçük payeler
yerleştirilmiştir. Yapının döşemesi, ortalama 12 cm. kalınlığında söndürülmüş
kireç ile birbirine bağlanmış küçük beyaz kireçtaşından bir dolgunun üzerine
aynı cins kırmızı renkli taşın dökülüp, bastırılması ve açkılanarak düzeltilmesi
şeklinde yapılmıştır. Döşemenin düzgünlüğü çayönü halkının "düzeç" olarak sudan
yararlanmış olabileceğini akla getirmektedir. Kırmızı döşemenin içine, yapının
kuzeygüney eksenine koşut, payelerin hizasına gelecek şekilde, beyaz taşlarla
yapılmış ikişer tane beyaz hat yapılmıştır. Ayrıca kuzeydoğu köşesinde ağzı
kuzeydoğuya dönük kilden yarımay şeklinde bir "ocak" yerleştirilmiş. Yan yüzünde
stilize insan yüzü kabartması işlenmiş sığ bir teknenin çeyrek parçası yapının
içinde bırakılmış. Döşemenin ortası tahrip edilerek yapı terk edilmiştir.
Hücre Planlı Yapılar evresinin sakinleri taşın yanı sıra topraktan daha fazla
yararlanmaya başlamışlar sadece yapılarında değil diğer günlük kullanım araç
gereçlerinde de... Kerpiç çamurundan yapılmış kaba kaplar, kil "tabaklar", ev
modelleri, küçük kil toplar, yassı pullar vs...
Hücre Planlı Yapılar'ın son kullanım dönemleri çayönü'nün günlük yaşantısında
önemli birtakım değişikliklerin olduğuna işaret etmekte. Bu değişikliklerin
nedenlerini tam olarak bilemiyoruz ancak yapılarda ilk kez birtakım yenilemeler
ve ekler göze çarpmakta. Daha sonra köy sakinleri birden bire yapılarını tekrar
çukur tabanlı olarak yapmaya başlıyorlar. Daha önceki özen de kayboluyor, evler
basit taş duvarlı ve geniş dörtgen tek odalı. Dış kullanım alanlarında eski
düzen yok, hatta çok önem verdikleri Meydan bile bir çöplük alanı haline
dönüşmüş. Bir süre ortak özel yapılar yapılmış ama eski görkemlerinden eser yok.
Çok sayıda evcil koyun ve keçinin ortalıkta gözükmesi, bu hayvanlara "bağımlı
yaşama" ve belki de bu hayvanları "getiren" yeni sakinlerin gelenekleri Çayönü
halkının yüzlerce yıllık alışkanlıklarını değiştirmiş. Bu halkın nasıl bir yaşam
sürdüğünü, geleneklerini bilmiyoruz. Bildiğimiz, yalnızca Çanak Çömleksiz
Neolitik köyün kuzeydoğusuna yerleşmiş oldukları, yapılarını ahşap, saz ve
kerpiç karışık yaptıkları ve kaba çanaklar kullandıkları.
ÇAYÖNÜ
HALKI NE İLE BESLENİRDİ?
Çayönü halkının temel besin maddesi et. Et uzun süre av hayvanlarından
karşılanmış. Yerleşmenin ilk önemlerinde daha çok domuz, geyik, yabani koyun ve
keçi avlanmış. Daha sonraları yabani sığır da önemli bir yer tutuyor. Yakın
çevrede domuzun çok bol bulunması, hatta dişi ve yavruların köyün içinde
gezmeleri bazılarının avlularda tutulmuş olabileceği olasılığını ortaya
çıkarmaktadır. Kısaca çayönü halkı domuzu kısmen evcilleştirmiştir. Koyun ve
keçinin evcilleşmesi ise Hücre Planlı Yapılarda oturan insanlar tarafından
gerçekleşmiş olabilir ya da başka yerden evcil koyun ve keçi getirilmiş. Hemen
yanı başlarındaki akarsu ve göllerden tatlı su yumuşakçaları toplamışlar, balık
avlamışlar.
Bitkisel gıdalarda en büyük pay yabani mercimek ve fiğde. Yabani tahıllar da
yeniyor. çayönü halkının einkorn buğdayının tarım denemeleri ancak Izgara Planlı
Yapılar' da oturanlar tarafından gerçekleşmiş. Hücre Planlı yapıda oturanların
olasılıkla küçük tarlaları var. Çevrede bol miktarda bulunan zengin menengiç.
sakız, badem gibi yağlı bitkiler bitkisel yağ gereksinimini karşılamış. Çevrenin
yenilebilir bitki örtüsü de çok zengin.
Çayönü halkının evinde ne tür aletler bulunurdu?
Çayönü halkının ev eşyası oldukça çeşitli, bu çeşit zamanla uğraşların
çeşitlenmesine bağlı olarak değişmekle birlikte değişim iç/dış mekan
kullanımının, daha önceki sayfalarda da söz ettiğimiz gibi, zaman içindeki
çeşitli etkenlere bağlı olan değişkenliği ile de doğrudan ilişkili. Değişik
nitelikteki eşyaların dağılımına baktığımız zaman yerleşmede, zaman zaman
oldukça "katı" normlara bağlı bir düzenin, bulunduğu anlaşılıyor.
Çayönü halkı değişik boyutlarda çakmaktaşından, taş ve kemik alet kullanarak
biçimlendirdiği ok ve mızrak uçlarını alıp ava giderdi. Bazen taş "top"ları da
kullanmış olabilirler. Avladıkları hayvanı bazen avladığı yerde parçayıp
kendilerine gerekli olan kısımları alıp getirirlerdi. Derisini çakmaktaşı ve
doğal camdan kazıyıcılar ile yüzer, tabaklayıp kewik spatularla işlerdi. Deriyi
yine doğalcamdan bıçaklar ile kesip biçer, kemikten değişik boyda bızlarla
delikler açıp deri sınmları ya da bitkisel liflerden yaptığı iplikleri geçirdiği
kemik iğnelerle dikerdi. Belki de üzerini boncuk ve halkalar ile bezerdi. Eti
doğalcam bıçaklarla doğrar ve bazen bazalt sığ "tepsi"lerde bazalt havan elleri
ile döverlerdi. Belki çok yedikleri mercimek ve fiği de dövmek için havan
ellerinden yararlandılar. Göl ve deredeki balık avında kullandıkları ağlarına
taş ağırlıklar astılar. Bazen kemik oltalar ile balık avladılar.
Buğdayı ve mercimekgilleri ekmek için taş kazmalar ile tarlalarını düzeltip
kazdılar. Ektikleri buğdayı hasat için geyik boynuzlarına yuvalar açarak,
çakmaktaşı bıçaklar yerleştirerek çeşitli doğal yapıştırıcılarla sabitleyip
oraklar yaptılar. arakları kullanırken ellerini acıtmaması icin sapına keten
litinden ördükleri kumaşları sardılar Buğdayı toplarken aynı zamanda "ellik"
görevini gören sığırın kürek kemiğinden yaptıkları "V" biçimli bir aletten
yararlandılar. Buğdayı evlerindeki bazalt yassı taş üzerinde bazalttan ellerine
oturan ağır taşlarla öğüttüler. Belki de bazalt parçaçıklarından arıtmak için
sınm elekler de kullandılar. Ekmek yapıp yapmadıklarını ise maalesef bilmiyoruz.
"Ellik" olasılıkla evlerinin çatılarına serdikleri, sepet ve hasır örmek için
kullandıkları sazları biçerken de kullanıldı. Sazları ve keteni ezip lif haline
getirmek için ince sık yivli taş aletlerden yararlandılar. Liflerle hasırlar
örüp evlerine serdiler. Ördükleri değişik boyda sepetleri zamanla kerpiç toprağı
ile sıvayıp kaba kil kaplar yaptılar. Bazen büyük zahire ambarları oluşturdular.
Evlerini yapmak, ısınmak için odun kestiler taş baltalarla. Kestikleri ağaçlar
bazen tahta veya boynuz saplı keser ve keskilerle ahşap eşyalara dönüştü2, üzeri
taş kakmalarla bezendi. Süs eşyalarının üretiminde kullandıkları özel
kazıyıcılar (Çayönü Aleti) geliştirdiler. Evlerinin "bir köşesine" aletlerini
yapmak için kullandıkları kemik, boynuz, çakmaktaşı ve doğalcam yumruları gibi
hammaddeleri sakladılar. İçinde küçük şeyler, bazen doğal boya yapımında
kullandıkları okr ezdikleri kireçtaşı minik havanlar var. Daha "zengin evler"de
oyun taşları ve kil "pul"lar bulunurdu. Bu pulların bazıları belki de değiş
tokuşta kullandıkları "paralar"dı. Son evrelerin çok kullanılan eşyası yuvarlak
yongalanmış kazıyıcıların, ne işe yaradıklarını tam olarak anlamış değiliz ancak
çok sayıda bulduğumuz bu eşyanın Çayönü halkı için çok işlevsel olduğu kesin.
Çayönü halkı süslenmeye oldukça düşkünmüş... Ergani Ovası'nın toprağının
özelliğinden ve organik maddelerin kolay kaybolur niteliğinden birçok şey
toprağa karışıp gitmiş aneak elimize geçen taş, kemik, kavkı, diş, malakit ve
bakır gibi maddelerden üretilmiş olanlar... Köyün ilk sakinleri hemen
yakınlarındaki tatlı su kaynaklarından topladıkları salyangozlardan, bol
miktarda yedikleri domuzların ön kesici dişlerinden ve çevreden topladıkları
genellikle yumuşak taşlardan halka, damla şeklinde biçimlendirdikleri boneukları
takmışlar.
Zamanla taşlara söbe, eşkenar dörtgen, yassı dikdörtgen, trapez, silindirik gibi
değişik biçimler vermeyi öğrenmişler (Resim 9), özellikle bu yassı dörtgen
olanlara çakmaktaşı uçlu matkaplarla gayet ustalıkla koşut çift delikler açmayı
geliştirmişler. Çift delikli boneukları, çok delikliler ve içten birbirine
bağlanan delikliler izlemiş. Çevredeki taşların çeşitliliği ve renkliliği
boneuklara da yansımış. Çoğunlukla yumuşak ve orta sertlikteki taşları
kullanmakla birlikte serpantin, quartz ve doğalcam gibi sert taşları da
işlemişler. Boneukların yüzeylerini özenle düzelterek kemik ve deri ile
parlatmışlar, taşların parlaklığı daha çok hoşlarına gitmiş olmalı ki üzerlerine
ayrıca bezeme yapma gereksinimi duymamışlar. Geometrik biçimler daha çok tercih
edilmiş gibi, çok az betimlenmiş boneuğa rastladık. Boneukların yanısıra giysiye
tutturulmaya elverişli olarak hazırlanmış yivli taşlar ve düğmeler de
üretmişler.
Kanallı Yapılarda oturanlar malakit boncukları takılara daha fazla katmaya
başlamışlar. Malakit toplamaya gittiklerinde rastladıkları bakır parçalarının
ısıtıldığı zaman daha kolay biçimlendirildiğini keşfettiklerinde bu malzeme ile
yassı levhacıklar yapıp bunları bir sopa çevresinde döndürüp bükerek değişik
büyüklükte silindirik boncuklar yapmışlar. Burarak yaptıkları ince halkalar
olasılıkla küpe, yüzük veya hızma gibi kullanılmış. Benzer yöntemle yaptıkları
iğne ve bızlar deriye delik açmalarını, olasılıkla, daha da kolaylaştırmış.
Tatlısu salyangozları kabuklarından boncukların yerini zamanla tatlısu çift
kavkılı yumuşakçalarından yapılmışları almış. Bu kabuklardan değişik boncukların
yanısıra çift delikli sedef düğmeler de bicimlendirmiş. Izgara planlı yapıların
bulunduğu dönemin sonlarına doğru köye Akdeniz kökenli ilk deniz kabukları
gelmiş, kabukların birleşme kesimlerine açılan karşılıklı iki delik bunları da
bir takı öğesine dönüştürmüş. Zamanla yerleşmeye gelen kabuk sayısında artış
görülmesine karşın son dönemlerinde, Geniş odalı yapılar döneminin ortalarında
çok azalmış, tıpkı diğer taş boncuklar gibi...
Değişik boyutlardaki halkalar bazen yalın bazen de yiv ve çıkıntılarla bezenmiş.
Yalın olanlarda genellikle beyaz taşları, bezemeli olanlarda ise koyu renkli
taşları tercih etmişler. Küçük yalın olanlar giysilerin üzerine dikilmiş.
Büyükler ve bezemeliler ise bilezik olarak kullanılmış, bazılarının hızma veya
küpe olarak kullanılmış olmasıda kuvvetli bir olasılık. Bileziklerin hep
parçalar halinde bulunması herhangi bir nedenden ötürü "bilinçli kırılmış"
olabileceklerini akla getirmektedir.
Daha kolay işlenen ve ortasında doğal deliği olan kemik malzemeden çok sayıda
değişik alet üretilmiş olduğu halde takı nedense daha az tercih edilmiş.
Önceleri küçük memelilerin uzun kemikleri kullanılmış, zamanla uzun ve yassı
kemiklerden de boncuk yapımında yararlanmışlar. Kemik "kemer tokaları/kancalar"
ve deliksiz iğnelerin süslenmenin yanısıra olasılıkla giysilerin üzerinde
bağlayıcı işlevi de vardı.
Hızma kullanımı da oldukça yaygınmış, iki ucu hafif sivriltilmiş ya da bir ucu
"çivi başlı" gibi taş,
Jemik ve kil nesnelerin bu işlevi gördüğünü düşünüyoruz. inceltilmiş domuz
dişlerinin buruna takılması günümüzün bazı yerli kabilelerinde de rastlanan bir
gelenek. Çayönü halkı kendini süslerken kullandığı eşyaların bazılarını da
bezemiş...
Değişik malzemelerden değişik biçimli kakmalar elimize ulaşan en iyi örnekler.
Çoğunlukla değişik tonlarda siyah ve kırmızı, seyrek olarak da beyaz taşların,
malakit ve Tatlısı kabuklarının dikdörtgen, yuvarlak gibi geometrik biçimlerin
yanı sıra doldurulacak alanın biçimine uygun biçimlendirilmiş kakmalar da
yapmışlar. Kakmalar olasılıkla ağırlıklı olarak ahşap eşyayı süslemede
kullanılmakla birlikte taş "yuvalık akmalar" ve iki tane Akdeniz kökenli
kabuktaki izler Çayönü halkının bu sanattaki başarılarının delilidir.
En sık bezenmiş aletler yivli taşlar. Genellikle üstte kolayca taşınabilecek
büyüklükteki "sap düzelticisi" olarak yorumlanan "yivli taşlar'ın arka
yüzeylerine çoğu zaman çeşitli geometrik bezekler kazımışlar. Kazıma ve sokma
bezekle bezenmiş az sayıdaki taş ve kemik alet ve takının (Resim 10) sahipleri
genellikle Izgara Planlı Yapılarda oturanlar... Çayönü halkı taşı kullanarak çok
sayıda değişik nesne üretmesine karşılık kap yapımında taşı fazla tercih
etmemiş. Az sayıdaki kap parçasının çoğu yalın, birkaç tane koyu renkli kap
parçasının da iki tanesi dışında çok iddialı bezemesi yok.
Kilden yapılmış bezemeler de var, aplikler gibi, ancak bunlar genellikle küçük
münferit parçalar halinde bulunduğundan nasıl kullanıldığını henüz anlamış
değiliz.
ÇAYÖNÜ ÇOCUKLARININ "OYUNCAKLARI"
Taş toplar, kil toplar, hayvan heykelcikleri, insan heykelcikleri...
Heykelciklerin hiçbiri çok iddialı değil, özel kült yapılarının içinde de yok,
hatta çoğu açık alandan, işliklerin içinden. Büyü amaçlı kullanıldığını gösteren
bir veriye rastlanmadı. Keçi, koyun gibi hayvan heykelcikleri özellikle köyde
evcil koyun ve keçilerin artması ile koşut gidiyor. Kadınlar stilize olarak
betimlenmiş.
ÇAY ÖNÜ HALKININ "ÖLÜM" KAVRAMI
Çayönü halkı için "ölüm" bugün bizim anladığımızdan çok farklı bir kavram...
Onlar için cansız bazı varlıkların da "ruhu" nun olduğu inancı geçerli. Aslında
bu kavram sadece Çayönü'ne özgü değil, eş zamanlı başka yerleşmelerde de
karşımıza çıkmakta. Özellikle bu olgu oturdukları ve değişik amaçlı
kullandıkları yapılar, bazen açık alanlar için de geçerli. Bu yapılara özgü
eşyalar da aynı niteliği taşımakta. Bu kavramın Çayönü'nün hangi aşamasında
ortaya çıktığı biraz muğlak ancak Izgaralı Yapılar döneminden itibaren izini
sürebiliyoruz.
Yapılar bir kez yapılır, kullanılır ve gömülür. Evler, ilk zamanlarda terk
edildikleri zaman belli bir düzlemde bırakılıyor ve üzerine yeni bir yapı
yapılıyordu. Özel yapılar ise "gömülmeye karar verildiği zaman" temizleniyor,
bazen bazı kesimleri "bilinçli" olarak bozuluyor, dikilitaşlar kırılıyor veya
yatırılıyor, içine kendi eşyaları ve/veya "hediyeler" bırakılıyor ve temiz
toprak ile doldurularak örtülüyor. Daha ileriki dönemde bu işlemlerin yanı sıra
çok odalı, gerek evlerin gerekse özel yapıların kapıları taş ve toprak ile
örülüyor ve yakılıyor. Yanmış kerpiç yapının içine dolduruluyor ve bazen üzeri
tekrar taş bir örtü ile kaplanıyor.
BAZEN EŞYALARDA GÖMÜLÜYAR
Ustalıkla işlenmiş siyah büyük bir taş kap artık "öldüğü" için Meydan'daki bir
çukura gömülmüş. Kafa taslı Yapı'nın içindeki üzeri kırmızı boyalı kaideli
toprak kap da insanlar ile birlikte odanın içine gömülmüş. Yine aynı yapının
eski sunak taşı parçalanıp odalara dağıtılmış. Cenazeler için farklı yöntemler
uygulanmış Köy halkının ilk mezarları oldukça mütevazı. Kulübenin altına veya
avluya açılan bir çukura ölü anne karnındaki (hocker) gibi katlanıp sağ yanına
yatırılmış ve yüzleri toprağa döndürülmüş. Yanına bırakılan yegane armağan küçük
birkaç parça aşı boyası topanı. Izgara planlı yapıların sakinleri, yer yer
boşalanlara, eski yanmış terk edilmiş kulübelerin dolgularının içine gömmüş
ölülerini, bazen de oturdukları yapıların avlularına veya seyrek de olsa ızgara
aralıklarına, tek tek veya ikili üçlü gruplar şeklinde. Bazılarının yanında
hediye olarak taş alet bırakılmış. Gömülerden birinin kafatasında beyin
ameliyatına ait izler saptandı. Ancak ızgara planlı yapılar içinde bulunmuş olan
mezar sayısı çok az. Yapıların yaşam düzleminin yerden yükselmesi mezar yeri
konusunda olasılıkla sorunlar yaratmış. Yerleşmenin Kanallı Yapılar evresinden
itibaren kesin olarak kullanıldığını bildiğimiz "Ölü Evi" Kafataslı yapı belki
de bu gereksinim sonucu ortaya çıkmıştır. En az altı kez yenilenmiş Kafataslı
Yapı'nın ilk planı söbe. İçinde çok sayıda birincil ama çoğunlukla ikincil
dışarıda açıkta çürütülmüş ya da önce başka yerde gömülmüş ve sonradan mezar
açılarak başka yere taşınmış gömüler tabanda açılmış çukurların içine rastgele
gömülmüş. Çukurlardan birinde boynuzlarıyla birlikte yabani sığır kafası da
bırakılmış. İnsanların yakınına hayvan gömme çok sık olmamakla birlikte
uygulanan bir gelenek. Izgara planlı bir yapının altındaki mezarın çok yakınına
bir köpek ve bir yabani domuz kafası gömülmüş.
Daha sonraki dörtgen planlı olarak inşa edilen Kafataslı Yapı bu yapının
dolgusunun içine oturmuş, bu işlem sırasında bu alanda kalan mezarların taşınıp
taşınmadığını bilmiyoruz. Dörtgen planlı Kafataslı Yapı'nın görkemli törenlere
şahitlik etmiş olduğunu varsaymak çok yanlış olmasa gerek. Avlusundaki üzeri
özenle düzeltilmiş pembe "musalla taşı", duvar altındaki kırmızı aşı boyası,
yapının içine bırakılan kilden kırmızı boyalı bir tören kabı, düzenlenmiş
kafatası ve uzun kemiklerden oluşan hücresi, taşınıp dizilmiş kafatasları,
aralarda bırakılmış takılar, boynuzlar...
Kafataslı Yapı'nın Taş Döşemeli Yapılar evresinin sonlarında "gömülmesi"
cenazelerin evlerin taban altına taşınmasına neden olmuş. Bu "radikal"
değişikliğin nedeni henüz anlaşılmış değil. Hücre Planlı Yapılarda oturanlar
ölülerini bazen tek tek bazen de grup halinde gömmüşler. Çoğu zaman hediyelerle
donatmışlar (Resim 11). Hediyeler çeşitli takılar, doğalcam yonga ve aletler,
sürtmetaş aletler bazen yiyecek. Ancak bunda seçici davrandıkları görülmekte.
Ayrıcalık kıstasını bilemiyoruz, ancak bunun sosyal statü ile ilişkisi olabilir.
Bu dönem yapılarından birinin içindeki kil seki aynı zamanda bir kadına tabut
vazifesi görmekte. Geniş odalı yapılarda oturanların ölülerini nereye gömdükleri
şimdilik meçhulümüz ancak artık yerleşme dışına taşındığı bir gerçek. Bu gelenek
Çanak çömlekli Neolitik köy halkı tarafından da sürdürülmüş.
SONUÇ
Çayönü özellikle Yakındoğu Neolitik Dönemi için önemli bir yerleşme. Ovanın tek
yerleşmesi değil ancak ovanın en büyük köyü gibi gözüküyor. Ergani Ovası'nın
insanlara gerek beslenmeleri gerekse hammadde kaynakları açısından sunduğu
olanakları binlerce yıldan beri insanlar oldukça iyi değerlendirmişler. Bu yazı
bu kullanımın küçük ama oldukça önemli döneminin kısa bir sunumu.
-


TFF 2. Lig 2. Hafta
Tarih : 23.09.2011 - 16:00
Skor : -
Stat : Diyarbakır Atatürk
-


TFF 2. Lig 1. Hafta
Tarih : 20.09.2011 - 16:00
Skor : 2 - 1
Stat : Bozüyük İlçe
DUYURU PANOSU
-
15 Şubat 2012Kuyumcular Odası ve Esnaflarından 1000 SMS devamı..
-
15 Şubat 2012Final Dershanesinden 5000 SMS devamı..
-
14 Şubat 2012Sitemize Üye Olun! devamı..
-
14 Şubat 2012Haydi Takımına Destek Ol! devamı..
-
14 Şubat 2012Tekrar sizlerleyiz! devamı..
PUAN DURUMU
| O | G | B | M | P | |||
| 1. | Diyarbakırspor | 0 | 0 | 0 | 0 | 0 | |
| 2. | Şanlıurfaspor | 0 | 0 | 0 | 0 | 0 | |
| 3. | Bozüyükspor | 0 | 0 | 0 | 0 | 0 | |
| 4. | Balıkesirspor | 0 | 0 | 0 | 0 | 0 | |
| 5. | Altay | 0 | 0 | 0 | 0 | 0 | |
ANKET
OYUNLAR
ORG EKSTRA
Diyarbakır'da Spor'un Tek Adresi!
Diyarbakırspor
Diyarbakırspor Haberleri
Diyarbakır Haberleri
Diyarbakırspor Kadrosu
Diyarbakır
